Ne var ki, insanlar fıtrat itibarıyla farklı farklıdırlar; bazıları imrendiricilikle harekete geçmeye daha meyyal olurlar; kimileri de içlerindeki âkıbet endişesinden dolayı sakındırma metoduyla hayırlı işlere daha bir sarılırlar. Dolayısıyla, mürşid ve mübelliğ, muhatabının karakterini ve mizacını gözetmeli; kime, nerede, ne ölçüde müjdeleyici ve ne nisbette uyarıcı olması gerektiğini çok iyi belirlemelidir. Şüphesiz niyetin sağlamlığı, ihlâs, samimiyet ve adanmışlık ruhu gibi dinamikler pek önemli birer meseledir; fakat, tebliğ ve irşadda üslûbun da bambaşka bir yeri ve ehemmiyeti vardır. Şayet dava-yı nübüvvetin vârisleri bu espriyi kavrayamazlarsa, irşad mesleğinde olmadık falsolar yapmaktan kurtulamayacaklardır. Rehber-i Ekmel Efendimiz’in sözleri ekseriyetle objektiftir; umum halk nazara alınarak dile getirilmiş ifadelerdir. Fakat, muhataplarının özel hâllerine göre, Söz Sultanı’nın farklı farklı beyanlarıyla ve üslûplarıyla da karşılaşmak mümkündür. Resûl-i Ekrem (aleyhissalatü vesselâm) bazı kimselere hitap ederken hem farklı argümanlar kullanmış; hem de karşısındaki insanın ruh hâletine göre, bazen tergîbi bazen de terhîbi öne çıkarmıştır. Kimi zaman beşîr olmanın gereğini ortaya koymuş; kimi zaman da tam bir nezîr üslûbuyla ikazlarını ard arda sıralamıştır. Üslûp ayn-ı insandır; İnsan-ı Kâmil olan Allah Resûlü bir beşîr ü nezîr için hayatî ehemmiyeti bulunan üslûp meselesinde en mükemmel misali temsil ve talim buyurmuştur.
“Ashabımı Bana Bırakın!..”