Demek ki, üslûp hatası yaparak insanları Allah’ın dininden ve Resûl-i Ekrem’in şefkat ikliminden uzaklaştırmak Allah Resûlü ile ümmetinin arasına girmektir. Bu itibarla, insan, yanlış bir üslûptan (daha doğrusu üslûpsuzluktan) dolayı kulları ile Yüce Yaratıcı’nın, ümmeti ile Allah Resûlü’nün arasına girmiş olmaktan çok korkmalıdır. Bir deveyi yakalamanın bile bir üslûbu varsa, çok farklı tabiatlardaki insanlara hak ve hakikatleri anlatmanın da mutlaka bir üslûbu olmalıdır. Şahısların fıtratları da nazar-ı itibara alınarak herkes için en uygun üslûp tespit edilmeli ve farklı argümanlar kullanılmalıdır. Aksi hâlde, dine çağırma ile dinden kaçırma öyle birbirine karışır ve Sonsuz Nur’a koşması beklenenler O’ndan o denli uzaklaşırlar ki, onları bir daha döndürmek hiç mümkün olmaz.