İçeriğe geç

Bu itibarla, hakiki bir mürşit ya da olgun bir rehber, ilim ve mârifet ufku itibarıyla ne kadar aşkın olsa da, telkin, tebliğ ve temsilinde, muhataplarının idrak seviyelerini mutlaka gözetmeli; insanların duygu, düşünce ve hissiyatlarını nazar-ı itibara alarak yazmalı ve konuşmalıdır. Kendi ufkuna ait vâridâtın hususî rengi, iğlâkı ve iphamıyla hitap ederse, halkın efkârını bulandırabileceğini düşünmeli; yanlış anlamalara ve kafa karışıklıklarına sebebiyet vermekten her zaman uzak durmaya çalışmalı ve sözlerinin ekseriyetin istifadesine açık olması için gayret göstermelidir.

Dil mi Ağır, Anlama Gayreti mi Yetersiz?

Ne var ki, bugünkü nesillerin “Kullanılan dil çok ağır!..” şeklindeki yakınmalarının bir gerçeğin ifadesi olduğunu zannetmiyorum. Televizyonlardaki fikrî konuşmalarda, gazetelerdeki yazılarda, ilmî ve edebî mecmualardaki makalelerde ağır bir dil kullanıldığı kanaatinde değilim. Bazı kimseler, kendilerini çok bilgili ve kültürlü göstermek için sözleri arasında müphem ve muğlak ifadelere yer vermek suretiyle anlamayı zorlaştırıyor olabilirler. Fakat, konuşulanların ve yazılanların genelini, kitaplarla azıcık meşgul olan herkesin anlayabileceğine inanıyorum. Asıl problemin, dilin her geçen gün biraz daha yalınlaştırılmasında ve gençliğin bilhassa dinî terimlere, tabirlere, ıstılahî ifadelere yabancılaştırılmasında olduğunu düşünüyorum.

16