İçeriğe geç

Bu sorumlulukların en başta geleni, böyle bir mazhariyetin farkına varmak, şuurunda olmak ve onu hamd ü şükür duyguları içinde karşılamaktır zannediyorum. Evet, yüreğimiz minnet hisleriyle dopdolu; اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَى دِينِ الْإِسْلَامِ، وَالْإِحْسَانِ، وَالْقُرْاٰنِ، وَإِعْلَاءِ كَلِمَةِ اللّٰهِ“Allahım! Bizi hak din olan İslâm’laşereflendirdiğin, ihsan şuuruyla serfiraz kıldığın, Kur’ân hakikatlerine gönlümüzü açtığın ve dinine hizmet etme gibi bir lütfa mazhar kıldığından dolayı kâinatın zerreleri adedince Sana hamd ü senâ olsun!” demeli ve böyle bir mazhariyetin kıymetini bilmeliyiz. İsterseniz bu hususa Yirmi Dördüncü Söz’de geçen “Ubûdiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i nimet-i sâbıkadır.”3 açısından da bakabilirsiniz. Çünkü Allah’ın bize olan ihsanları kitaplara sığmayacak kadar çoktur. Evet, O’nun lütuf ve nimetlerini detayına girmeden sadece madde başlıklarıyla yazmaya kalksak, o lütuf ve ihsanların cilt cilt kitaplara sığmadığını göreceğiz. Bundan dolayı insanın da, en azından niyet noktasında kitaplara sığmayacak bir azim, kararlılık ve Cenâb-ı Hakk’a karşı minnet duygusu içinde bulunması gerekir.

Nimet Sağanağı

188