İçeriğe geç

Ancak konunun başında da ifade edildiği gibi ilim tahsili için vatanını terk edip uzak diyarlara seyahatte bulunmak ciddi mânâda ehemmiyet arzetse de, olmazsa olmaz bir şart değildir. Zira insan doğup büyüdüğü yerde de ilim tahsil edip bulunduğu sahada en zirve noktaya ulaşabilir. Önemli olan, doğru bilgileri, doğru insanların elinden, doğru bir şekilde alabilmektir. Yoksa, yanlış yollara sevk edebilecek mürşid görünümlü kişilerin elinde bir insan, ister uzakta olsun ister yakında, değişik dalâlet ve sapıklıklara kendini kaptırabilir. Niyazi Mısrî’nin “Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır / Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş…” ifadelerini hatırlayacak olursak; diyebiliriz ki, önemli olan, uzak olsun-yakın olsun doğru bir rehber veya mürşidi bulabilmektir.

Meselâ hicri 7. ve 8. asırlarda İstanbul’da ilim çok ileri bir seviyede olduğundan orada neş’et eden insanlar İstanbul’da kalmış ve doğup büyüdükleri beldede eğitimlerini sürdürmüşlerdir. Bundan dolayı da, o dönemde İstanbul’da hayata uyanan bir ilim tâlibinin illâ da yuvasından ayrılıp gurbete gitmesine gerek olmayabilirdi. Ancak aynı dönemde İstanbul’daki ilmî atmosferin daha canlı, daha mükemmel olduğunu düşünen Anadolu’daki pek çok ilim tâlibi, daha engin, daha zengin, daha seviyeli bir noktaya ulaşma adına memleketinden ayrılıp İstanbul’a göç etmiştir.

275