Bu âyetlerle Allahu Teâlâ, irşad ve tebliğ için kıyam edip insanların içine girmeyi, ellerinden tutup onların gönüllerine hak ve hakikati duyurmayı peygamberlik vazifesi olarak bildiriyor ve Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Sen bunu yapmakla mükellefsin!” diyordu. Hatırlayacağınız üzere başka bir âyet-i kerimede ise; يَۤا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَۤا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ“Ey Şanı Yüce Resûl! Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan risalet vazifesini yerine getirmemiş olursun.”7 buyrulmaktadır. Aslında bu âyet-i kerimede zımnî olarak “Eğer vazifeni yapmazsan konumundan kovulursun!” mânâ ve mefhumu vardır. Bu açıdan insan bir kenara çekilirse Allah (celle celâluhu) o şahsa ihsan ettiği lütufları elinden alabilir. Bu sebeple diyoruz ki, inziva arzusunu mağaraya göndermeli; gönderip bu arzuyu oraya gömmeli, Hakk’ın hatırı için halkın içinde bulunma şevk ve iştiyakını ise şahlandırmalı, arkadaşlarla el ele vererek iman ve insanlığa hizmet yolunda koşturup durmalı. Sözün burasında yine Âkif’e sığınarak şöyle diyelim: “Allah’a dayanıp, sa’ye sarılıp, hikmete râm olmalı. Yol varsa budur. Bilmiyoruz başka çıkar bir yol.”
Dipnotlar
- 7 Mâide sûresi, 5/67.