İçeriğe geç

Esasında Nebiler Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) lâlugüher sözleri ve pür-nur hayatı insan tabiatının melekleşme hâlini en çarpıcı ve canlı misallerle ortaya koymaktadır. Meselâ O bir hadis-i şeriflerinde; “Allah her nebiye bir arzu, istek ve şehvet vermiştir. Bana gelince, benim şehvetim, gece namaz kılmaktır.”6 buyurmaktadır. Demek ki, bizim yeme, içme ve daha başka cismanî şeylere karşı duyduğumuz arzu, iştiha ve şehevanî duygular nasıl tabiatımızın bir parçası ise, Peygamber Efendimiz’in ibadet ü taate olan düşkünlüğü de O’nun tabiatının bir gereğiydi. Evet, itaat ve kulluk O’nun tabiatı hâline gelmişti. Çünkü O baş döndüren ibâdet, ubûdiyet ve ubûdetiyle melekûtî yanını derinleştirip enginleştirmişti. Fıtratında mündemiç bulunan nüve ve çekirdekleri inkişaf ettirmişti. Hazreti Bûsîrî’nin ifadesiyle Hazreti Muhammed Mustafa (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) bir beşer olarak bizim aramızda bulunuyordu, ancak O herhangi bir beşer gibi değildi. Evet O, kendini aşmıştı; ayakları mülk âlemindeydi ama melekût âleminin üveykiydi.

İşte Nebiler Serveri’nin asliyet planında yaşadığı bu melekleşme ufku zilliyet planında bizim için de söz konusudur. Elverir ki Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’da meleklere has zikredilen ahval ve evsafı biz de örnek alıp onları hayatımıza tatbik edelim ve o yolda sa’y u gayrette bulunalım.

241