İçeriğe geç

Meselenin üzerinde durulması gereken bir diğer yönü de şudur: Milletini sevdiğini iddia eden bir kimse, milletinin değerlerini dünyaya tanıtma ve o değerlerin insanlık için hakikaten lüzumlu olduğuna başkalarına da inandırma gayreti içinde olmalıdır. Yoksa bu millet inanılmayan, kendisine itibar edilmeyen bir millet olarak kabul ediliyorsa süpürge gibi kapının arkasına atılır ve onun tarihten tevârüs ettiği değerlerden insanlık istifade edemez. Öyle ise bir taraftan milletimizi kendi değerleriyle ikame ederken, diğer taraftan da onu tarih boyu var eden değerlerle bütün dünyaya anlatmak gerekir.

Bir karınca, kendi ihsaslarıyla bir mermerin içinde bal olduğunu bilse, o mevzudaki hırsı, azmi ve kararlığıyla o mermerin etrafında dolaşır durur, bir yolunu bulup o bala ulaşmaya çalışır. Burada karınca, kuyuya düşüp de kurtulma azim ve gayretinde olmayan bir insan gibi, “Biri gelsin de ip salsın, o ipe sarılıp çıkayım” diye düşünmez. Varsa pençelerini, ayaklarını, tırnaklarını kullanır. Elleri zincirle bağlı olsa, ağzıyla ayaklarını basacak bir yer yapar. Hâsılı elli türlü ve elli alternatifli yolla oradan mutlaka çıkmaya çalışır.

Şimdi bize düşen şey de, eğer bir doğru yola Allah’ın lütfuyla getirilip konmuşsak, o yolda karşımıza elli bin türlü engel ve mânia çıksa da her şeye rağmen bütün engelleri aşıp Allah’ın izni ve keremiyle yolumuza daha hızlıca devam etmeye çalışmaktır. Bence işte gerçek millet sevgisi budur.

Mefkûre Delileri

111