Evet, sizin ortaya attığınız tohumlar gözünüzün önünde birdenbire yerden fışkırsa; bir tanesi bin başak verse ve her başak bin buğdaya yürüse… işte bütün bunların neticesinde dahi aklınızın köşesinden “Bu işte bizim de bir dahlimiz var.” diye geçecek olursa, büyük bir günah işlemiş gibi istiğfar etmiyorsanız yaptığınız işlerin hepsi “hebâen mensûrâ/toz-duman” hâline gelir, heder olur gider. Kendinize mal ettiğiniz an, bu nimetler elinizden alınır. Hadis-i şerifte de ifade buyrulduğu gibi öbür tarafta; “Sen, yaptıklarını ‘yapıyor’ desinler diye yaptın ve onlar da dediler. Dolayısıyla sen belli bir darlık içinde yaptıklarının karşılığını aldın. Ahiretin o genişliğine, o enginliğine rağmen burada alacağın bir şey kalmadı.”8 sözüne muhatap olursunuz. O açıdan sürekli mârifet, muhabbet, aşk u iştiyak peşinde koşmak bizim için hayatî önemi haizdir. Bu mevzuda donanımımız tam olmalı. Rabbimizin rızasına muhalif ve O’nu ifade etmeyen mülâhazalar içimizi bulandırdığında yani bütün müspet şeyleri O’na bağlamamız gerekirken bunları kendimize mâl etme gibi gafil, cahil ve nadanlara uygun düşecek bir yanlışlık sürecine girdiğimizde meseleyi hemen orada kesmeli ve derin bir nefis muhasebesiyle soluklanıp “Estağfirullah yâ Rabbi! Ben yine kendime takıldım.” demeliyiz. Çünkü kendine takılan kat’iyen Allah’a doğru yürüyemez, nefsini ayaklar altına alıp üzerinde raks etmeyen de asla O’na ulaşamaz.
Hâsılı minnet ederse O eder. Şükür beklerse O bekler. Hamdler, medihler, senâlar, güzellikler hep O’nundur, O’na aittir, O’nun hakkıdır. Bütün bunlar karşısında minnet ve şükranla iki büklüm olup hamd ü senâ duygularımızı O’na sunmak da bizim boynumuzun borcudur.
Dipnotlar
- 8 Bkz.: Müslim, imâret 152; Tirmizî, zühd 48.