Körelmiş İstidatların İnkişafı
KÖRELMİŞ İSTİDATLARIN İNKİŞAFI
İstidatlar bazen körelebilir ama onların körelmesi, köreldikten sonra ağzı açılmayan âlet ve cihazlar gibi değil; ağzı açılan, işleyen ve yeniden aynı kıvamı kazanan mükemmel bir mekanizma gibidir. Evet, bazen kalb de ölebilir; onu bir üniversite olarak kabul edecek olursak, onun vicdan gibi bir külliyesi ve sır, hafâ ve ahfâ gibi de fakülteleri vardır ve bazen bu fakülteler de sönebilir. Hatta belki her gün bunlar birkaç defa söner, ancak Allah yine onlara eski fonksiyonlarını ve dahasını kazandırır. Kalbde öyle duygular vardır ki bunlar bir kerecik olsun Allah’ın meşru saymadığı bir hataya girince hemen sönüverir… Evet, fosforlu taşların bir araç farından aldığı ışığı bir miktar karanlıkta aksettirdikten sonra sönüp tamamen gecenin karanlığına gömülmesi gibi, insanda da öyle latîfeler vardır ki, bunlar uzun zaman karanlığa dayanamaz ve bir an gelir bütün ziyalarını kaybederler. Ancak bir ışıkla yüz yüze geldiğinde de karanlık hemen dağılıverir. Onun için kalbin ölmesi, insanın ölmesi gibi değildir; yani kalb bazen ölür, ancak yine dirilir.
Nebiler, ölü gönülleri ihya etmek için gönderilmişlerdir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) zuhur ettiği zaman Hazreti Ömer (radıyallâhu anh) gibi devâsa kâmetler dâhil çoklarının gönlü ölü idi. Bu ölüler, Fahr-i Kâinat Efendimiz’in potasında kıvamına girerek dirildiler. Körelmiş latîfeler öyle inkişaf ettirildi ki, Hazreti Ömer gibi bir kimse kısa bir zamanda Cibril-i Emin’in (aleyhisselâm) yanında yerini alacak seviyeye ulaştı. Develerle güreş tutan Hattaboğlu, artık karıncaya basmaz hâle geliverdi.