İçeriğe geç

Evet, cemiyet öyle bir hâle giriftar olmuştu ki, bütün insanî değerler ters yüz edilmiş, faziletler ayıp, ayıp ve kusurlar ise birer fazilet gibi itibar görmeye başlamıştı. Canavarlık alkışlanıyor ve insanlık horlanıyordu. Kurtlar çoban olmuş, çalım çakıyor; koyunlar bu merhametsiz çobanların elinde inim inim inliyordu. Fuhuş, zina, ahlâksızlık öyle yaygınlaşmıştı ki, çoğu kimse babasını bilmiyor ve tanımıyordu. Hasep ve nesep bütün bütün kuruyup gitmişti. İçki ve kumar hiç de ayıp sayılan şeyler değildi. İhtikâr normal bir hâdise gibi değerlendiriliyor, çeşit çeşit spekülâsyonlarla insanlığın kanını emmek mârifet ve akıllılık sayılıyordu.

İşte bütün bu olup bitenlere “Dur!” diyecek bir “İksir Sözlü”ye ihtiyaç vardı. İhtiyaç o derece şiddetli idi ki, birden Rahmet ihtizaza geldi ve derken Efendiler Efendisi’nin risalet vazifesiyle gönderilmesine bâdi oldu ve O’nun gelişiyle birden her şey değişiverdi. Evet, dev şair Ahmed Şevki’nin de dediği gibi:

وَفَمُ الزَّمَانِ تَبَسُّمٌ وَثَنَاءُ
وُلِدَ الْهُدَى فَالْكَائِنَاتُ ضِيَاءُ
“Hidayet doğdu, kâinat bütünüyle ışık oldu. Artık zamanın dudaklarında tatlı bir tebessüm ve sena var.”

Karanlık olan zaman ve mekân, Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın getirdiği ışıkla, tebessüm eden bir gül demeti hâline geliverdi ki seneler sonra, hicret esnasında Medine halkı O’nu karşılarken:

مِنْ ثَنِيَّاتِ الْوَدَاعِ
طَلَعَ الْبـَدْرُ عَلَيْنَا
مَا دَعَا لِلّٰهِ دَاعٍ
وَجَبَ الشُّكْرُ عَلَيْنَا

“Seniye-i Veda’dan bir Ay doğdu. Her dua ve davette bulunan, dua ve davette bulunduğu müddetçe üzerimize şükür vacib oldu.”11 bütün bu duyguları dile getiren nağmelerle karşılayacaklardı. Evet, işte tertemiz nâsiyeliler, tertemiz ağızlarıyla bu tertemiz nağmeleri terennüm ediyorlardı.

27