İçeriğe geç

Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’ne sorar: “Yâ Resûlallah! Saçınızda ak görüyorum. Birdenbire ihtiyarladınız; bir derdiniz mi var?” Ve İki Cihan Serveri cevap verir: شَيَّـبَـتْنِي هُودُ وَالْوَاقِعَةُ وَالْمُرْسَلَاتُ“Beni Hud, Vâkıa, Mürselât sûreleri ihtiyarlattı.”702 Hûd sûresinde O’na: فَاسْتَقِمْ كَمَۤا أُمِرْتَ“Emrolunduğun şekilde dosdoğru ol!”703 denmişti. Bu doğruluk, Cenâb-ı Hakk’ın, Habîbi için çizdiği doğruluktu. Ve O’ndan, bu çizginin korunması isteniyordu…

Mürselât, Cennet ve Cehennem’in, zümre zümre ayrıldığını, insanların dehşet içinde iki büklüm olduğunu anlatıyordu. Vâkıa, yine bu zümreleri gösterip teşhir ediyordu. Bu sûrelerde anlatılanlar, Allah Resûlü’nü dehşette bırakıyor ve ihtiyarlatıyordu…

dd. Ahirete Bakışı

Bir sahabi, evinde Kur’ân okuyordu. Aynı zamanda okuduğu Kur’ân, dışardan da duyuluyordu. Tam bu sahabi:

إِنَّ لَدَيْنَۤا أَنْكَالًا وَجَحِيمًا۝وَطَعَامًا ذَا غُصَّةٍ وَعَذَابًا أَلِيمًا

âyetlerini704 okurken, Allah Resûlü oradan geçmekteydi. Birden rengi sarardı ve diz üstü yere çöktü. Sanki âyetler, O’nu ırgalıyor gibiydi. Evet, O, bu âyetlerin tehdidinden öyle korkmuştu.705

Bu âyetler: “Hiç şüphesiz bizim nezdimizde (onlar için hazırlanmış) boyunduruklar, yakıcı bir ateş, boğazdan geçmez bir yiyecek ve elem verici bir azap var.” diyordu.

Aslında, bu gibi ifadelerden hiç endişe etmemesi gereken birisi varsa, o da Allah Resûlü’ydü. Ancak O, bize edep, terbiye ve Allah (celle celâluhu) karşısında takınılacak tavır adına ders veriyordu…

de. Nazar-ı İlâhî Karşısında Efendimiz

Abdullah b. Mesud anlatıyor: Bir gün Allah Resûlü bana, “Kur’ân oku da dinleyeyim.” dedi. Ben de: “Yâ Resûlallah! Kur’ân Sana nazil olup dururken, ben sana nasıl Kur’ân okurum!” dedim. “Ben başkasından dinlemeyi severim.” buyurdular. Bunun üzerine Nisâ sûresinin başından okumaya başladım ve:

904