“Allahım, bütün işlerimizde akıbetimizi güzel yap, dünyada rezil-rüsva olmaktan ve ahiret azabından bizi koru.”397
Şu ifadeler içinden, bir kelime dahi kaldırmak mümkün değildir. Sözün akışındaki insicam bir harikadır. Duanın buudunu yakalamak ise imkânsızdır. Evet, Allah Resûlü’nün duada dahi eşi-menendi yoktur.
Bütün büyük veliler, münacat ve yakarışlarına, Allah Resûlü’nün dualarından iktibaslarla renk ve can katmaya çalışmış ve Cenâb-ı Hakk’ın kapısını O’nun dua eliyle çalmışlardır. Efendimiz’in dualarında öyle bir ifade, üslûp ve öyle bir nuraniyet vardır ki, diğerlerinin sözleri arasında hemen tefrik edilir ve “Bu, Hz. Muhammed Mustafa’ya ait bir sözdür.” denilir…
Ben şahsen, Hasan Şâzilî, Ahmed Bedevî, Ahmed Rifâî ve Şâh-ı Geylânî gibi zatların münacat ve dualarını okurken kendimden geçer, hatta bazı yerleri okurken tahammül dahi edemem. Onların duaları da çok müthiştir! Fakat hepsi de Efendimiz’in bazı dualarından iktibaslar yapmış ve O’nun dualarını kendi ifadeleri arasına katarak o ifadelerle zenginliğe ulaşmışlardır. Nitekim, bizler de bu büyüklere ait duaları kendi dualarımıza şefaatçi yapıyor ve rahmet kapısını, bu dualardaki makbuliyet ümidiyle çalıyoruz.
Son olarak diyoruz ki, Allah Resûlü’nün ifadelerinin bütünü, O’nun fetanetine bir delildir. Bazı sözleri ise, “cevâmiü’l-kelim” olması itibarıyla, bir başka ehemmiyeti haizdir. O’nun dualarındaki ifade ve üslûp da bu gruba dahildir. Öyleyse hem sözleri hem de duaları, O’nun peygamber mantığını yani aklın ukbâ buudlusunu ve ilham kaynaklısını gösterir. Dolayısıyla O, başka değil ancak bir nebi ve Nebiler Sultanı’dır…