İçeriğe geç
26. Bölüm

G. Rivayet Bi’l-mânânın Şartları

Bu arada, bazı âlimler, rivayet bi’l-mânâyı belli şartlarda tecviz etmişlerdir ki, bu şartları şöyle sıralayabiliriz:

a) Ravi, lisana tam mânâsıyla vâkıf olmalıdır. Lisana vâkıf olmayan, lisandaki nüansları bilmeyen bir insanın, Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) intikal eden beyanları, sözleri anlayabildikleriyle: “Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), şöyle demişti.” deyip rivayet etmesi caiz değildir. Aslında ravi, mânâya da vâkıf olmalıdır.

b) Ravinin mânâyı karşılamak üzere koyduğu kelime, siyak ve sibak arasında, hadise ve dile vâkıf, hüşyâr üstadlar tarafından, farklılığı sezilmeyecek kadar yerinde olmalı ve asıl kelimenin müradifi olup, aynı mânâya delâlet etmelidir.

c) Hadisin lafzı bütün bütün unutulmuş olması hâlinde ancak böyle bir şeye başvurulmalıdır ki, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait hazine hiç olmazsa özü itibarıyla zayi olmaktan kurtulsun ve: مَا لَا يُدْرَكُ كُلُّهُ لَا يُتْرَكُ كُلُّهُ “Hepsi elde edilmiyor diye bütünü de terk edilmez.” fehvâsınca, sünnetten istifade edilebildiği kadar istifade edilsin.

1. Hadislerdeki Lafız Farklılıkları

Burada şu hususu da belirtmeliyiz ki; “rivayet bi’l-mânâ” sahasına girmemekle beraber, bazı hadis-i şerifler, değişik lafızlarla da rivayet edilmiştir. Meselâ, günde beş vakit namazda, en azından farzlarda yirmi defa okuduğumuz “et-Tahiyyât” bunlardan biridir.

438