D. Rivayetlerde Gösterilen Hassasiyet
Sahabe-i kiram olsun, ihsanla onlara ittiba eden tâbiîn-i izâm ve tebe-i tâbiîn-i fihâm olsun, hepsi de duyduklarını hemen kabul ediveren insanlar değildi. Bunlar kalben çok safi olmakla beraber, bu mevzuda titiz ve ehl-i tahkik idiler. Sünneti büyük bir titizlik içinde hafıza ve kitaplarına aldılar; rivayetleri çok büyük bir titizlikle tahkik ettiler ve yine aynı titizlikle naklettiler. Bunun misalleri pek çok ise de, biz bunlardan sadece birkaç tanesini zikredeceğiz.
1. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Tahşidatı
Her şeyden önce şu husus iyi bilinmelidir ki, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz: مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ“Kim benim üzerime yalan uydurursa, Cehennem’deki yerini hazırlasın!”; bir rivayette: مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ“Kim kasden benim üzerime yalan uydurursa, Cehennem’deki yerini hazırlasın!”1 buyurmuşlardı.
Doğruyla yalanın arasındaki farkın, Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile Müseylimetü’l-Kezzâb veya gökle yer arası kadar birbirinden uzak bulunduğu o dönemde, en büyük ve en mühim hususiyetin doğruluk olduğu düşünülecek olursa, o ışık asrında her mü’min, hele bu mü’min sahabe ve sahabeyi takip eden tâbiînden ise, bırakın Efendimiz’e karşı yalan söylemeyi, Efendimiz’i hevâ ve hevesleri istikametinde konuşturmayı, en ufak bir yalanı bile söylemeleri mümkün değildi. O kadar ki, Hz. Ali Efendimiz (radıyallâhu anh): “Ben, size Resûlullah Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir şey söylerken, (öyle dikkat eder, öyle söylerim ki,) gökten yere düş(üp parça parça ol)mak benim için, O’nun üzerine yalan söylemekten daha ehvendir.”2 buyururlardı.