Harikulâde âhenkli bu yardımlaşma korosuna bitkiler ve hayvanlar, Allah’ın kanunlarına mecburî itaatla ve hayatlarının fıtrî (tabiî) bir gereği, bir buudu olarak katılırken, insan, iradeyle serfiraz kılındığından, bu koroya iradesiyle katılmak mevkiinde bulunmaktadır. Buradan hareketle insana düşen, yeryüzünü de bir cidal, bir kavga, bir savaş arenası değil, bir yardımlaşma, bir kardeşlik beşiği haline getirmektir. Fakat evrimciler, meseleyi tam tersi yönde takdim etmekle, yeryüzünde son 1-2 asırda görülen çatışmalar, savaşlar, sözde devrimler gibi cihan çapında felâketlerden sorumlu olmadıkları söylenemeyeceği gibi, insanlık tarihinde görülen benzeri fecaatleri, beynelmilel sömürgeciliği, köle ticaretini, ırk ayırımını, kuvvetin hakka rağmen hakimiyetini tarihin “tabiî” seyri olarak görmekle, bunları âdeta meşrulaştırmadıkları da söylenemez. Nitekim, tarih görüşünü bu temele oturtan komünizmin kurucusu Karl Marks, Darwin’e çok şey borçludur ve komünistlerin, materyalistler içinde en hahişkâr evrim müdafileri olmaları da boşuna değildir. Çünkü evrim, ateizmin de temel dayanaklarındandır. Zaten evrim, büyük ölçüde bütün bu faktörlerden dolayı bilim çevrelerinde ısrarla gündemde tutulmakta ve kendisi bir dogma, bir ideoloji olarak takdis edilmektedir. Fakat ne tuhaf ve ne büyük bir tenakuzdur ki, aynı çevreler, çoğu zaman insan haklarının, ezilmişlerin, temel hürriyetlerin yanısıra bilhassa düşünce hürriyetinin, sulh-ü umumînin şampiyonluğunu da kimseye bırakmamaktadırlar.