İşte bu sebepledir ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), ümmet-i Muhammed’in böyle umumi bir felâket ve helâke uğramaması adına Allah’a dua etmiştir. وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللّٰهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ“Sen, onların içlerinde olduğun sürece, Allah onları helâk etmeyecektir. Onlar istiğfar ettikleri sürece de Allah onları helâk etmeyecektir.”68 âyet-i kerimesi O’nun duasının kabul edildiğini göstermektedir.
Malûm olduğu üzere Efendimiz’e ait olan nebevî hususiyetlere hususiyet-i Muhammediye denilmektedir. Buna göre Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) mübarek hayatlarını ümmet-i Muhammed’in içinde geçirdiği ve onların başında bulunduğu sürece, geçmiş peygamberlerin ümmetlerinin başına gelen helâk onlara gelmeyecektir. Âyetin zâhirî mânâsına göre bu hakikat müsellemdir. İşarî tefsir açısından âyetten şöyle bir mânâ da anlaşılabilir: Nebiler Sultanı (sallallâhu aleyhi ve sellem), mü’minlerin gönüllerinde yaşadığı sürece, Allah (celle celâluhu), onları geçmiş kavimleri cezalandırdığı gibi cezalandırmayacak, altlarını üstlerine getirmeyecektir. Eğer mü’minlerin arasında sağlam bir Muhammedî ruh varsa, Allah Teâlâ, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun hayat-ı seniyyelerinde ümmet-i Muhammed’i bağışladığı gibi, O (sallallâhu aleyhi ve sellem)ruhunun ufkuna yürüdükten sonra da kıyamet gününe kadar ümmet-i Muhammed’i bağışlayacak, sıyanet, riayet ve hıfz buyuracaktır.
Âyetin devamında ayrıca mü’minlerin helâktan muhafaza buyrulmalarının bir vesilesinin de istiğfar etmeleriyle gerçekleşeceği beyan buyrulmuştur. Ümmet-i Muhammed, hata ve günahlarından sonra hemen doğrulup istiğfar ediyorlarsa Allah (celle celâluhu) onları yukarıdan, aşağıdan, sağdan ve soldan gelecek musibetlerden muhafaza buyuracak, onların altlarını üstlerine getirmeyecektir. Hâsılı, Allah (celle celâluhu), Efendimiz’in ümmet-i Muhammed hakkındaki umumi helâk edilmemesi duasına icabet buyurmuş, Kur’ân, bu hakikati dile getirmiş, tarih de bunu açık bir şekilde göz önüne sermiştir.