Bunlara bir de insanın maddî varlığı olan cesedi ilâve ediyoruz. İnsanın mânevî yanını oluşturan, akıl, vicdan, kalb ve ruh gibi sistemler çok önemli olduğu gibi, onun maddî yanını oluşturan cesedin de kendisine göre ayrı bir önemi vardır. Her şeyden önce Allah’a kullukta bulunabilme, namaz, oruç ve hac gibi ibadetleri yerine getirebilme, bu sistemin doğru çalıştırılmasına bağlıdır. Biz, namaz kılmakla, Allah’ın huzurunda el pençe divan durmakla, kıraatte bulunmakla vs. neyin hâsıl olduğunun farkında olmadığımız gibi, bunların nasıl geriye dönüşü olacağını da bilemiyoruz. Hadis-i şeriflerden öğrendiğimize göre, hakkı verilmeden kılınan bir namaz öbür tarafta insanın yüzüne çarpılacak; aynı namaz şart ve rükünlerine uygun eda edildiğinde ise insan için enîs ü celîs olacak ve berzah yolculuğunda onu yalnız bırakmayacaktır.
Öte yandan namazın yanı sıra cesetle yerine getirdiğiniz diğer bütün ibadetlerinizle siz cesedinizi terbiye etmiş oluyorsunuz. İbadetlerin fizikî ve anatomik yapısı itibarıyla insana bir kısım faydaları olabilir. Fakat ibadetler, bu tür hikmet ve maslahatlara bina edilmemiştir. Bilakis onlar, insanın, Cennet’e ehil hâle gelmesi, Cennet’te ebediyete ermesi, Rü’yetullah’a mazhar olması ve Allah’ın razı olacağı bir kıvama ulaşması için vaz’ edilmiştir. Yani namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerin dünyaya bakan bir kısım faydaları ve nefis terbiyesi adına bazı yararları olsa da onların asıl geriye dönüşleri ötede olacaktır.