Zekâtın kişiye farz olmasından önce eda edilmesinde mahzur yoktur. Hazreti Abbas’ın, Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem), zamanı gelmeden önce zekât vermenin doğru olup olmayacağını sorduğunda, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) buna ruhsat verdiği bilinmektedir. Hatta daha sonra O (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ömer’e (radıyallâhu anh), “Biz, Abbas’ın bu yılki zekâtını, önceki yıl almıştık.”333 buyurmuşlardır.
3. Zekâtı Vermede Acele Etme
Kendisine zekât farz olan kimse, bu borcunu geciktirmeden eda etmelidir. Allah (celle celâluhu), Kur’ân-ı Hakîm’de müteaddit defa ikazlarda bulunarak, üzerinde borç olanın, başına ölüm gelip çökmeden borçlarını eda etmelerini istemiş, aksi hâlde başına geleceklerden haber vermiştir. Ezcümle:
“Ölüm gelip çatmadan size verdiğimiz nimetlerden infakta bulunun. Ta ki ölüm gelip çattığında, ‘Yâ Rabbi! Bana azıcık mühlet versen de sadaka verip iyi biri olsam.’ demeyesiniz!”334
Buna benzer diğer bir âyet-i kerime ise şu şekildedir:
“Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun ve adam kayırmanın bulunmadığı gün (kıyamet) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda harcayın. Kâfirler, işte asıl zalim onlardır..”335
Ayrıca ulema, Kur’ân’ın, كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ“(Allah’ın size ihsan ettiği bağın bahçenin) meyvesinden yiyin. Hasat günü de hakkını verin.”336 ifadesinden hareketle zirai ürünlerin zekâtının, üzerinden sene geçmeksizin hemen farz olduğunu söylemişlerdir. Âyetteki, “hemen hasat günü hakkını verin” ifadesi dikkat çekicidir.