İçeriğe geç
21. Bölüm

Kur’ân-ı Kerim’de “Allah kimi şaşırtırsa (dalâlete iterse) artık onu yola getiren olamaz. Ama kime de Allah yol göstermişse (hidayet ederse) onu saptıran olamaz.” 1 deniliyor, hem de “İnsanoğluna akıl, fikir verdim, iradesini kendi eline bıraktım, ayrıca doğru yolu da eğri yolu da gösterdim. Hangisinden giderse gitsin.” 2 deniliyor. Bunlar nasıl telif edilir?

Bu soruda iki şık var:

Birincisi; Cenâb-ı Hak küllî iradesiyle nasıl diliyorsa, öyle mi oluyor; yoksa insan kendi iradesiyle mi yapıyor? Bu sorudaki âyet mealen şöyledir: “Allah kimi şaşırtırsa (dalâlete iterse) artık onu yola getiren olamaz. Ama kime de Allah yol göstermişse (hidayet ederse) onu saptıran olamaz.”3 Mânâ olarak, hidayet: Doğru yol, rüşd, nebilerin gittiği istikametli şehrahtır. Dalâlet ise, sapıkların yolu; doğru yolu kaybetme ve istikametten ayrılma demektir.

Dikkat edilirse, bunların her ikisi de birer iş, birer fiildir. Ve beşere ait yönü ile birer üf’ûle, birer fonksiyondur. Bu itibarla, bunların her ikisini de Allah’a vermek iktiza eder. Arz ettiğimiz gibi, her fiil Allah’a râcîdir. Ona râcî olmayan hiçbir iş gösterilemez. Dalâleti, Mudill isminin iktizasıyla yaratan, hidayeti, Hâdi isminin tecellîsine bağlayan ancak Allah’tır (celle celâluhu). Evet, ikisini veren de Hak’tır.

Ama, bu demek değildir ki; kulun hiçbir dahli, mübaşereti olmadan, Allah tarafından cebren dalâlete itiliyor veya hidayete sevk ediliyor da, o da ya dâll (sapık) veya râşid (dürüst) bir insan oluyor.

Bu meseleyi kısaca şöyle anlamak da mümkündür. Hidayete ermede veya dalâlete düşmede, bir ameliye ne kadarsa; meselâ: Bu iş on ton ağırlığında bir iş ise, bunun aşr-ı mi’şârını dahi insana vermek hatadır. Hakiki mülk sahibi Allah’tır ve o iş mutlaka mülk sahibine verilmelidir.

140