İçeriğe geç
31. Bölüm

Neden her şey ölüme dayalıdır? Meselâ hayvanların hayatı, bitkilerin ölümüne; insanların hayatı hayvanların ölümüne…

Eşyada tasarruf eden Zât’ın israf etmemesinden, en süflî şeylerden dahi en nadide varlıkları icat etme âdetinden; her şeye daimî yenilikler bahşetmesinden ve bütün varlıkları kamçılayıp tekâmüle sevk etmesinden, bir baştan bir başa varlık âleminde her gurubu bir tulû takip etmektedir. Tıpkı, yer dilimlerinden gündüzün geceyi kovalayıp durması; ışık, yerini karanlığa terk etmesi ve bu baş döndürücü nizamdan daima yeni, taze ve usandırmayan semerelerin alınması.. ve daha pek çok yüce maksatlar için, Güneş küre-i arz münasebeti içinde, hayatı ölümün arkasına taktığı gibi…

Şimdi kısaca, bu hususlar üzerinde duralım; ancak her şeyden önce ölümü tanımak gerekmektedir.

Ölüm; tabiî bir sona eriş, bir inkıraz, bir kendi kendine tükeniş ve ebedî yok olma değildir. O, bir yer değiştirme, hâl değiştirme, buud değiştirme ve vazife külfetinden sıyrılarak rahata ve rahmete ermektir. Hatta bir bakıma, her şeyin kendi özüne ve hakikatine intikal etmesinden ibarettir.

Bu itibarla ölüm, hayat kadar cazip; dostlara vuslat kadar sevindirici ve ölümsüzlüğe ermek kadar büyük bir nimettir.

Ölümün bu hakikatini göremeyen maddeciler, hep onu ürpertici olarak tasvir etmiş ve hakkında yanık yanık ağıtlar yakmışlardır. Dünden bugüne ölümün hakikatini idrak edemeyen tali’sizlerin durumları hemen hep aynı çizgide cereyan etmiştir.

190