Netice olarak diyebiliriz ki; bütün eşya, tertip, tanzim, sevk ve idare edilmesi itibarıyla, selîm akıllara, zevkten anlayan gönüllere, şairane ilhamlar bahşedecek kadar yerli yerinde ve mükemmeldir. Zerrelerin hareket ve çözülmelerinden, otların, ağaçların hâlden hâle geçmelerine; ırmakların fenâ bulma istikametinde denizlere koşmalarından, denizlerin kendi aleyhlerine buharlaşıp bulutlara yükselmelerine kadar; hatta, oradan da baş aşağı, yeniden zemine inerek toprağın bağrında eriyip gitmelerine kadar, her şeyin ciddî bir şevk içinde, bir keyfiyetten daha âlî diğer bir keyfiyete doğru koştuğu müşâhede edilmektedir.
Abdülhak Hâmid
(*) Bu âlem öyle bir âlemdir ki; insanın aklını fikrini kararsız kılar. Kudretin bütün mucizeleri gözümün önünden gelir geçer. Gökyüzünden Hakk’ın saçıp dağıttıkları, semâvî tebessümlerdir. Baştan başa nurlardan renklerle perdeler. Çimendir, denizdir, dağlıktır, bahar sabahıdır. Bu yerlerde doğanın şâir olması pek tabiîdir.