İçeriğe geç

İşte, melekler, Âdem’in cismaniyetine ait bu vaziyeti hissedip Cenâb-ı Hakk’a istifsarda bulundular: “Yeryüzünde nifak çıkaran, kan döken birisini mi yaratacaksın?”2 Allah (celle celâluhu) da melekleri imtihan için önce Âdem’e esmâyı talim buyurdu; yani, taş, ağaç, kandil, toprak, avize vs… gibi şeyleri. Fakat mücerred esmâ bir şey ifade etmeyeceğinden, esmânın verâsında mücmel olarak müsemmâyı da O’na öğretti. Esasen kâinatta her şey, isim ve ismin delâlet ettiği müsemmâ (isme esas teşkil eden zat) itibarıyla iki yönü olan bir vâhiddir. Bu itibarla, Hazreti Âdem’e isimleri öğretti demek, dolayısıyla isimlerin delâlet ettikleri şeyleri de talim etti demektir. Hazreti Âdem’e icmâlen öğretilen isimlerin tafsilini Allah, Hazreti Muhammed’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) talim buyurmuştur. Evet, Hazreti Âdem’e okutulan fihristin bir kitap olarak tafsilatı Peygamberimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) anlatılmıştır.

Cenâb-ı Hak, talim-i esmâ unvanı ile, Hazreti Âdem’in halife olduğunu göstermiştir. Arzın edîm’inden, yani, yerin yüzünden alınan maddelerle yaratılan ve Âdem ismiyle yâd edilen Hazreti Âdem, Muhyiddin İbn Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inde anlattığı gibi, Allah’ın (celle celâluhu) yeryüzünde halifesi ve makam-ı cem’in sahibidir. Eşyaya Âdem merceği ile bakılırsa, “vahdet-i vücud” görülür. İnsan yeryüzünde Allah’ın matmah-ı nazarı ve Onun câmi-i esmâıdır. Makam-ı fark’ın değil, makam-ı cem’in sahibidir. Allah, bu önemli mansıbın Hazreti Âdem’e ihsanını, talim-i esmâ unvanıyla ifade etmiştir.

162