İçeriğe geç

İşte, bu üç merhale nazara alınarak meseleye öyle bakmak iktiza eder; yoksa, ister lehinde, ister aleyhinde gidip hemen dövmeye takılmak dengesizliktir. Bir kere dövme esas değildir. Medine devrinde erkekler, Allah Resûlü’ne gelerek kadınların huysuzluğundan şikâyet ederler. O da “Fazla acıtmadan hafifçe okşayın.” buyurur. Bir müddet sonra da Hane-i saadetin odaları, kocalarından dayak yiyen şikâyetçi kadınlarla dolar. Ezvâc-ı Tahirât, durumu İki Cihan Serveri’ne bildirirler. Bunun üzerine Allah Resûlü, mescide gelerek sahabeyi toplar ve onlara “Duydum ki kadınları dövüyormuşsunuz. Bundan böyle kadınlar dövülmeyecektir.” der ve meseleyi kesip atar.1 Önce onlara bir ruhsat vererek, şikâyetin meydana gelmesine imkân hazırlamış ve şikâyet vuku bulunca da “Dövmeyeceksiniz!” demiştir.

Kadını dövmeme hususunda Allah Resûlü’nden şerefsüdur olan birçok hadis-i şerif vardır. Âdeta bu hadisler âyette mücmel bırakılan bazı hususları tafsil ve beyan etmiştir. Bilhassa, gündüz, kadını hayvan döver gibi dövüp, gece de yanına gitmeyi sert bir lisanla kınamıştır.2 Gece bütün bağları koparmak zorunda olan insanın sabahki tavrı hiç de hoş karşılanmamıştır.

Dövmek en son ve mecburî istikamet neticesi ruhsat verilen bir hareket tarzıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi birinci ve ikinci maddelerin fayda vermediği yerde kullanılır. Yani istisnaî bir durumdur. Başka türlü yola gelmeyen ve fıtratı ancak dövmekle yola gelmeye müsait olanlara tatbik edilebilir. Döverken de, canını fazla yakmayacak ve bilhassa yüze vurmaktan da kaçınacaktır. Zira Allah Resûlü وَاتَّقِ الْوَجْهَ “Yüzden sakın.” buyurur.3

115