İçeriğe geç

Bir de onun Allah Resûlü’ne olan kurbiyetinden dolayı taşıdığı bir mânâ vardır ki, o bizim görüş ufkumuzun dışındadır. Nazarlarımız oraya ulaşamıyor. Hz. Cafer için de Allah Resûlü başka türlü davranmıştı. “Şekliyle, ahlâkıyla bana benziyor.”1 dediği bu şerefli sahabi şehit olunca, gitmiş bütün çocuklarını teker teker kucaklamış ve onları gözyaşlarıyla yıkamıştı. Onda da Allah Resûlü’ne yakınlıktan dolayı bir mânâ vardı ki onu da biz yine anlayamıyoruz.

Belki Aleyhissalâtü vesselâm’ın bu mevzuda gösterdiği hassasiyet, Cenâb-ı Hakk’ın bakışına göre bir vaziyet almanın ifadesiydi. Görüyorsunuz, Uhud’da şehit olan bunca sahabi vardır. Vardır ama, çok ehl-i keşfin müşâhedesiyle kim darda kalsa ve “Hamza!” dese, atıyla, kılıcıyla Hz. Hamza orada beliriverir. Bu ona ait bir hususiyettir.

Daha sonraları bir o kadar ağır şartlar altında mücadele veren insanlar, yiğitler olabilir ve bunlar kurşunlar altında, delik deşik olmuş vaziyette can da verebilirler. Fakat işin başında ve kuruluş devresinde, çok ağır şartlar altında ve Allah Resûlü’nün aydınlık atmosferi içinde mücadele veren o insanlarla kimse kıyas edilemez. Onlar arasında ise Hz. Hamza’nın, hususî bir yeri vardır. Bu arada, bunu cibillî karabetten dolayı duyulan bir alâka şeklinde tevil etmek isteyenler de çıkabilir ama, önemsenmeyecek kadar zayıftır.

97