İçeriğe geç

Meselâ, işte şahid! Eğer benim gözümden suyu çekip kurutsa ve onu hiç sulandırmasaydı, bir hastalık olan göz kuruması gibi bir illete mâruz kalacaktım. Demek ki O, her dakika gözümü görüyor ki, hastalıktan korumak için onu sulandırıyor. Gözü bana veren ve eşyayı görmeme onu vesile ve vasıta kılan, aynı zamanda gözümü de, gözümün gördüklerini de bilen birisi olması lâzımdır ki, bu işler olsun.

Ve yine meselâ; yediğimi hazmedebilmem için, ağzımda lokmayı sulandıran, mideme şifre gönderen, kafamı harekete geçiren, vücudumdaki gıda maddelerini muhtaç olan hücrelere, hem de en âdil bir şekilde taksim eden bir zât olması lâzımdır ki, şu benim hayatım devam edebilsin. Onun içindir ki, “Rabbimiz’in isimleri bizim üzerimizde rahmâniyet ve rahimiyetiyle tecellî ediyor.” diyoruz. Eğer Rabbimiz her yerde hâzır ve nâzır olmasaydı, lokma ağzımızda kurur kalırdı, mideye inen şey taş gibi inerdi ve hiçbir şey hücrelere âdilane taksim edilemezdi.

İşte bütün bunlarla biz, Allah’ın bize bizden daha yakın olduğunu anlıyoruz. Evet, Cenâb-ı Hak isim tecellîleriyle bize şah damarımızdan daha yakındır. Fakat biz, bize ait hususiyetlerimizle O’ndan çok uzağız…

112