İçeriğe geç

Mü’minin abdesti ve mescide gidişi bir ilk hazırlıktır sanki. Hayalinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) temessül etmiş ve biraz sonra da namazında O’na cemaat olacaktır… Bu şuur ve bu iştiyak içinde namaza duracak ve namazında okuduğu Kur’ân’ı bizzat Cenâb-ı Hakk’a takdim ediyor gibi okuyacaktır. Belki yer yer, mescidin dışında bırakmaya çalıştığı uygunsuz düşünceler onu rahatsız edecek; fakat o böyle eşkıya ve yol kesicilere kat’iyen teslim olmayacak ve yoluna devam edecektir. Ayakta durmaya dermanı kalmadığını hissedince de, Rabb’in azameti karşısında iki büklüm olup rükûa varacak, rükûdan kalkarken de vicdanında Cenâb-ı Hakk’ın kendisine rahmet nazarıyla bakışını yakalamaya çalışacak.. çalışacak ve o bakışı yakalamış gibi hayretinden dizlerinin bağı çözülecek, tam ve ciddî bir teslimiyet içinde, kulun Rabb’ine en çok yaklaşabileceği sınır nokta olan secdeye kapanacak. Ümmetlerin ahirette diz çöküp oturmasına mukabil, o, bu ızdırarî hâli ihtiyarî olarak dünyada yapacak ve diz üstü çöküp, yalvarış ve yakarışlarla Rabb’ine müracaatta bulunacak ve gönül dünyası huzurun ışıklarıyla dolup taşacaktır. O, böyle yapıp ve bunlara mazhar olunca, ahirette böyle bir duruma düşmekten de -inşâallah- kurtulacaktır. Zira Allah (celle celâluhu) iki korkuyu bir arada vermeyeceğini vaad etmektedir. İki emniyetin bir arada verilmediği ve verilmeyeceği gibi.2

Bu seviyeyi elde edebilmenin kendine göre yolları vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamamız mümkündür:

243