Hz. İsa’ya (aleyhisselâm) niye Mesih dediler? “Mesih”in mânâlarından biri de “seyahat eden” demektir. Evet, Mesih, fâil sığası olarak çok mesheden, yani çok gezen, çok seyahat eden insan demektir. Hz. İsa (aleyhisselâm) da hep hakikate âşina, hakikate dilbeste gönül ve çehre aramış, sağda solda dolaşmış durmuştur. Bu uzun seyahatleri neticesinde, 12 havari elde etmiş, rahle-i tedrisine aldığı bu insanlarla cihanın fethine koyulmuş ve Allah’ın kendine tevdi ettiği mukaddes emanet ve büyük davayı onlarla tahakkuk ettirmeye çalışmıştır. Bir de bunlardan bir tanesinin ihanetini düşünecek olursak, sadece 11 insanla cihanın fethine çıkmış olduğunu anlarız. Seyyidina Hz. Mesih’in (aleyhisselâm) nerede doğduğu bilinmiyor ama mukaddes göçü, hicreti biliniyor. Hatta ta Anadolu içlerine kadar geldiğini bazı tarih kitapları haber veriyor. O, Filistin çevresinde dolaşmış, Arap Yarımadası’nı gezmiş ve 33 yaşında, bizim buudlarımız, bizim ölçülerimiz içinde, bu fâni âlemden ayrılıp, kendine has bir âleme yükselirken, dünyanın büyük bir kısmını, en büyük seyyahlardan daha çok gezmiş ve âşina gönül, temiz sima aramış durmuştu…
Hz. Musa (aleyhisselâm), Firavun’un sarayında büyümüş ve belli ölçüde sarayın sımsıkı ve yumuşak hayatına alışmış olmasına rağmen, o da hicret etmiştir. Evet, eğer araştırabilsek, bütün enbiyâ-i izâmın hayatında, hicreti bir esas olarak görürüz.