Bu meselenin diğer bir yanı da, âyet-i kerimede ifade edilen, malımızla, canımızla nasıl mücadele edeceğimiz hususudur. Bu da her şeyden evvel yine, inanca bağlı bir şeydir. Çünkü çiftçiler eğer saçtıkları tohumların toprağın altında çürümeyeceğine inanıyorlarsa, ellerindeki bütün tohumları tereddüt etmeden toprağın bağrına döker, saçar; sonra da beklemeye dururlar. Eğer bahçıvanlar diktikleri fidelerin ve fidanların hepsinin tutacağına inanıyorlarsa, hiç durmadan ellerindeki fidanların bir tanesini dahi ihmal etmeden, hepsini toprağın bağrına gömmeye çalışırlar. Elinde yumurtaları ve civciv makinesi olan kimseler de, ellerindeki yumurtaların boş yere kokuşmaması ve çürümemesi için, hepsini ya o kuluçka makinesine kor veya bir kuluçka hayvanının altına yerleştirir. Ama dediğimiz kişilerin inancı bu seviyede değilse.. bazı tohumların çürüyeceğinden endişe ediyor; bazı yumurtalardan civciv çıkmayacağı kanaatini taşıyor veya o mevsimi, tam tohum atma mevsimi olarak görmüyorlarsa, elbetteki böyleleri, bütün tohumu kullanmayacak ve geriye bir şeyler bırakacak, kenz yapacak hatta torunlarına bile bir şeyler bırakmayı hedefleyip bu mevzuda civanmerdâne davranamayacak ve vicdanlarında böyle mânevî bir gerilim ve heyecanı duyamayacaklardır…
Bu bakımdan, diyebiliriz ki, Allah yolunda dökülüp saçılma, Allah’a çok iyi inanmaya bağlıdır. Şu anda, mevcudiyetimize inandığımız kadar, O’nun mevcudiyetine inanma ve O’nun uğrunda, şu anda yaptığımız her şeyin kat kat ve muzaaf şekliyle dal budak salmış, çiçek açmış, meyve vermiş hüviyette, öbür âlem hesabına çalışan bir çark olduğuna.. hadisin beyanıyla اَلدُّنْيَا مَزْرَعَةُ الْاٰخِرَةِ8dünyanın tamamen ahiretin bir tohum yeri, bir tarlası, bir ekin yeri, bir bağı, bir bahçesi olduğuna inanmamıza bağlıdır.