Umumiyet itibarıyla, sinesi bu mevzuda coşmuş ve ciddî gerilime geçmiş, samimî vicdanların sorduğu bu sorunun altındaki maksat -hissettiğim kadarıyla- şu olsa gerek: Acaba mâşerî vicdanda, malla ve canla dine ve milletimize hizmet etme duygu ve düşüncesini nasıl uyarabiliriz? Nasıl uyarabiliriz ki, geçmekle mükellef olduğumuz zaman tünelini, biraz daha hızlı aşalım. Hariçte ve dahilde Müslüman’ın her hâlini gözetleyen ve kontrol eden, onun her müsbet davranışını engellemek isteyen, Kur’ân-ı Kerim’in خَۤائِنَةَ الْأَعْيُنِ“Hain gözler”2 dediği kem gözlerin nazarı değmeden, aşılması gerekli olan sarp tepeler aşılsın, geçilmesi gereken tehlikeli yerler ve kandan, irinden deryalar da geçilmiş olsun. Yoksa ifsada kilitli ruhlar, bin bir mânia arasında yürüyen Müslümanların karşısına bütün güçleriyle çıktığı zaman, inanan insanlar şimdi bir senede aşabildikleri yeri, belki o zaman on senede ancak aşabileceklerdir.
İşte bu noktadan, Müslümanların meseleyi daha hızlıca ele almaları icap etmektedir. Diyelim ki, şimdi ellerindeki imkânlarla neslimize hizmet verecek bir irfan yuvasını bir senede dikebiliyor, ihya edebiliyorlarsa, kendilerini biraz daha sıkıp bir senede iki tane ihya etmelidirler. İhya etmeleri lâzımdır; çünkü, onlar böyle yapmakla yarınları, daha sonraki nesiller de kendilerinden sonraki devirleri ihya etmiş olacaklardır. Eğer bugün, bugünün insanına düşen vazife bihakkın yapılmazsa, yarın bizim şu andaki imkânlarımızın çok daha fazlasına sahip olunsa bile yine hiçbir şey yapılamayacaktır. Zira, yarın karşımıza daha güçlü engeller, daha kuvvetli mânialar çıkabilir ki, bugünkü imkânlarla, onları aşmamız mümkün değildir.