Bu kutsal kor, arz u semayı semâa kaldıracak mahiyette içten idi ve tesiri de güçlüydü. İsrafil sûru gibi nağmeleri duyanlar, idrak ufku seviyelerine göre kıpırdanmaya duruyor; devam ve temadi ile an geliyor gönüllerince ona ses katıyorlardı. Zamanla o, tın tın kulaklarda çınlayan bir ba’s ü ba’de’l-mevt nağmesine dönüşüyordu. Bir an oluyordu ki bu şefkat duygusu ve acıma hissine, insanî değerler açısından her zaman durumu ve duyguları çok gerilerde olan yoldakiler de katılıyordu. Bir arının ölümü karşısında yarım saat acıma ve ağlamasıyla re’fet ü şefkat hissini ortaya koyan birinin, iç içe problemlerin, insanlık dünyasında değişik deformasyon fasit daireleri oluşturması karşısında âh u vâh etmemesi de düşünülemezdi. Bu mülâhazaları nazar-ı itibara alarak Kıtmîr de “Ben de acıyorum!” diyerek o kutsal senfoniye katılmak istedi; acınacaklara acıma destanları kesti ve düşe-kalka yürüyenlere tebâhları adına bir demet inilti sundu; sundu ve nuranî peygamberler güzergâhına rağmen ilhad bataklıklarında hedefsiz ve gaye-i hayalsiz yürüyenlere “Acıyorum!” dedi inledi.
İçeriğe geç
“Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat,
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.”
(Recâîzâde)
125