Zaten, çoktan beri millî bir gayemiz, millî bir hedefimiz ve millî bir terbiye sistemimizin olmayışı; buna karşılık da, Siyonist’in yanında farmasonun, farmasonun yanında ateistin, mektepten matbuâta, matbuattan da radyoya kadar –günümüzde buna, sinema, televizyon ve video da eklendi– çok geniş bir sahada iğfâl ve ifsat kampanyaları, yığınları sersemleştirmiş, kararsızlaştırmış ve yüzüp gezenler hâline getirmiştir. Buna, günümüzde, bir kısım yeni mefsedet unsurları da ilave edilince her şey bütün bütün allak bullak oldu. Eskiden, nesillerin ilericileştirilmesini ve batılılaştırılmasını bir kısım yabancılık aşılamak üzere kurulan yabancı okullar yüklenmişti ve onlar yapıyordu. O gün için, bu mekteplerin, açıktan açığa gençlerimizi Hristiyanlaştırdığı söylenemez. Ama bu mekteplere girip çıkanların, Müslümanlığı ve Müslümanları hafife aldıklarını da inkâr etmek kabil değildir. Müslümanlığı ve Müslümanları hafife almadan da öte, bu mekteplerde değişik bir dünyaya uyanan gençlerin pek çoğu, Müslümanlığından utanıyor, Türklüğünü saklıyor; bir batılı ve bir Frenk gibi görünmeye çalışıyordu. Daha sonra da, büyük çoğunluğu itibarıyla bu nesil, kozmopolitleşti, ateizme yelken açtı ve komünizm, sosyalizm erozyonlarıyla her biri bir vadiye sürüklenip gitti. Aslında bu mektepler, ta kurulduğu günden itibaren, bu milletin başına musallat olmuş birer bela idi ama bizler bunu, yeni yeni anlamaya başladık.