Batı bu mektepleri, kendi hesabına, ülke ve insanımızı fethetmenin öncü kuvvetleri sayar. Bizim ise, buna karşılık şimdiye kadar, ne bir müdafaa gücümüz, ne bir sığınağımız, ne de arka çıkanımız olmadı. Oysaki, bu devâsâ iş, ordular isterdi.. cephane isterdi, strateji isterdi ki yapılabilsin. Ama bunların hiçbiri olmadı.. hem de olacakken olmadı. Mekteplerimizde, düşünce dünyamıza göre, güzel bir müfredat programı, sağlam bir terbiye sistemi, inançlı, fedakâr, malumatlı ve hamiyetli bir muallimler ordusu.. evet bütün bunlar; öyle harika bir kuvvettir ki, bu mübarek kuvveti elinde bulunduran bir millet, değil sadece Avrupa ve Amerika ile hesaplaşması mevsimi gelince bütün dünyayı bile dize getirebilir ve dünya muvazenesindeki eski yerini istirdat edebilir. “İstirdat edebilir” diyorum; çünkü asırlar ve asırlar boyu bu şerefli vazife, hep onun uhdesinde kalmıştı.
Biz, kendimizi ve çağlar boyu millî varlığımıza esas teşkil eden dinamikleri bilmiyoruz ve bilmek istemiyoruz.. belki de, bunları ve gerçek ruhumuzu ihsastan çekiniyoruz. Çekiniyor ve bir Frenk karşısında ezim ezim eziliyoruz. İspanyalılar, orta ve cenubî Amerika’ya girdikleri zaman, bir kısım yerliler onları, güneşin zürriyetinden gelmiş mukaddes varlıklar diye alkışlıyorlardı. Bugün, batı bizim his ve düşünce dünyamızı, mantık ve muhakememizi, haysiyet ve onurumuzu öyle kırmış ve öyle felç etmiş ki, artık her frengi kendimizden mutlaka büyük görüyor ve onları, güneşin çocuklarıymış gibi ihtiramla selâmlıyoruz.