Yanıp sönen bütün nurların ışık kaynağı Sensin.. biz hepimiz, doğar, büyür ve ölürüz.. Sen ise kendi kendine varsın, varlığınla da zaman ve mekân üstüsün! Her an binleri, yüz binleri var eder.. onlarla varlığını gösterir.. onlarda gözettiğin hikmetlerde meşîet ve ilmini hatırlatır.. her şeyi değiştirerek değişmezliğini iş’âr eder.. hedef eksenli yürüyenlere eşya ve hâdiselerin sırrını ve yolların büyüsünü fısıldarsın! Senin adın vicdanlarımızın en aziz konuğu –O konuk gönüllerimizin sürekli mukîmi olsun!– Zât’ın da ruhlarımızın biricik ışık kaynağıdır. Sonsuzluk duygusuna programlanmış gibi her ufukta ebediyet arayan sinelerimiz, Senin rahmetinin sınırsızlığını haykırıyor. Dünya, Senin buyruğunla iki büklüm ve bir kutlu seyahat için yaratıldığı günden beri yollarda.. dağlar, tepeler emrine âmâde olduklarını gösteren bir haşyetle el pençe ve kıyamda.. ırmaklar başları yerde ve Senin sübuhât-ı vechinle sermest, hayatla çalkalanmakta ve “Hayy” ismini haykırmakta.. bağlar-bahçeler, kuşlar-kuşçuklar her yerde bir nevruz canlılığıyla Senin cemalinin temâşâsına koşmakta.. karlar-buzlar, dolular-fırtınalar, Senin azamet ve celâlinin bestesine dem tutmakta.. gece-gündüz, yaz-kış hiç durmadan değişik lisanlarla hep Seni anmakta.. anıp anıp renk değiştirmekte; yeşermekte-solmakta, beyazlaşıp kararmakta.
Bütün bunları görüp Seni bilmemek bir körlük; her yerde ve her zaman Senin lütuflarına mazhar olup Sana kullukta bulunmamak da bir nankörlüktür. Her an Seni anmak bizim için bir kulluk borcu, her lahza ayrı bir buudda Sana koşmak ruhlarımızın ihtiyacı, Seni tanımayanlara, Sana baş kaldıranlara gönül koymak, hatta tavır almak insan olmanın gereğidir. Evet, Seni söylemeyenlerin sözünü etmemek, Seni anmayanları bütün bütün unutmak, vicdanlarımızın sesi ve kapıkulların olmamızın gereğidir.