Eğer evlatlarımızın cesur, yürekli olmasını istiyorsak, onları vampirlerle, devlerle, cinlerle, perilerle korkutmamalıyız. Onları bütün olumsuzluklara karşı koyabilecek bir iç mukavemetle güçlü yetiştirmeliyiz.
Eğer çocuklarımızın imanlı olmasını arzu ediyorsak, bütün hareket ve davranışlarımızdan belli konulardaki duyarlılığımıza, tebessümlerimizden yatış-kalkışlarımıza, secdede, rükuda, kıvrım kıvrım kıvranışlarımızdan başka insanlar içinde şefkatle tir tir titrememize kadar her hâlimizde Allah’a iman nümâyân olmalı ve çocuklarımızın gönülleri bunlarla dolmalıdır. Evet hep onların bizi görmek istediği gibi olmalı ve bizi küçük görebilecekleri davranışlardan da içtinap etmeliyiz.
Her zaman onların nazarında aziz ve muallâ olmaya çalışmalıyız ki söylediğimiz sözler onların kalblerinde mâkes bulsun ve isteklerinize karşı reaksiyon göstermesinler. Bu açıdan denebilir ki, hafifmeşrep pederler, evlatları karşısında olsa olsa sadece onlara bir arkadaş olabilirler; ama kat’iyen bir muallim, bir mürebbi olamaz ve onu istedikleri gibi terbiye edemezler.
Hanelerimiz her zaman bir mektep, bir mâbed, bir terbiyehane görünümünde olmalıdır ki onların hissiyatlarını, ruhlarını, kalblerini doyurarak onları, cismanî arzuların kulu-kölesi hâline getirmiş olmayalım.