İçeriğe geç
3. Bölüm

B. Üstün Toplum Ve Emr-i Bi’l-mâruf

İçtimaî yapımızı şekillendiren temel disiplinlerimizden biri de, “Siz, insanlar arasında en hayırlı ümmet oldunuz.”1 âyet-i kerimesiyle anlatılan esastır. Cemiyetimizi diğer cemiyetlerden ayıran hususiyetleri karakterize eden âyetin devamında beyan edilen, “(Çünkü) Siz iyiliği emreder ve her türlü kötülükten de nehyedersiniz.”2 hakikati, baş tacı edilecek bir imtiyaz olsa gerektir. Öyleyse bizler, bütün himmetimizi her zaman canlı tutarak, bize bahşedilmiş olan bu hususiyet ve özelliği korumak zorundayız.

Evet, Cenâb-ı Hak, Ümmet-i Muhammed’e bir üstünlük bahşetmiş ve bu üstünlüğün devamını da bazı şartlara bağlamıştır. Bu şartlar tahakkuk etmediği zaman üstünlük söz konusu değildir. Bu şartlardan birincisi, emr-i bi’l-mâruf ve nehy-i ani’l-münkerdir.. evet, bu ümmeti, en hayırlı kılan birinci şart işte budur.

Bir zamanlar milletlere atının üzengisini öptürecek seviye bulunan, fakat bunu istibdat vesilesi yapmayan bu millet, emr-i bi’l-mâruf vazifesini eda ettiği sürece hep aziz olarak kalmış, bu vazifeyi terk ettiği zaman da üzengi öpen zeliller arasına düşmüştür.

Bence şu anda, milletler arası platformda zerre kadar itibarı olmayan İslâm âleminin dûçâr olduğu mezelletlerin asıl sebebi de bu olsa gerek; mârufa sırtımızı döndük, münkere gömüldük; örnek olamadık çevremize ve itildik iftiraka, ihtilafa, zillete…

Konuyu bu âyetin mefhum-u muhalifiyle değerlendirmek de mümkündür; o zaman da karşımıza şöyle bir mefhum çıkar: “Eğer siz emr-i bi’l-mâruf yapmazsanız, kat’iyen insanların hayırlısı sayılmazsınız, hatta şerlisi sayılırsınız.”

28