Her şeyden önce şu hususu belirtmekte yarar var; zevç ve zevce (karı-koca) mevzuu insanoğlu için önemli ve fıtrî hâdiselerden biridir. Hayvanlar arasında zevçlik meselesi söz konusu değildir. Onlarda sadece ilkah (döllemek, aşılamak) vardır. Yani onlar, mevsimi gelince yavru yapmak için bir araya gelirler ve bu faaliyeti de bu sene birisiyle, ertesi sene de bir başkasıyla, hatta bazen de kendisinden meydana gelen yavrularıyla gerçekleştirirler. Onun için hayvanlar arasındaki eşleşmede bir gaye ve hedef etrafında bir araya gelme söz konusu değildir. Bu tür yüksek gaye ve hedefleri tahakkuk ettirmek kalb, his, şuur ve irade farklılığıyla insanoğluna ait bir hususiyettir.
Arapça’da “ehl”, aile demektir. Kur’ân-ı Kerim’e bakıldığında “zevç” ve “ehl” kelimelerinin aynı çizgide ele alındığı görülecektir. “Ey Nuh! O, asla senin ehlinden (ailenden) değildir.”6 âyet-i kerimesi bu hakikati gösteren misallerden sadece biridir. Bu âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak, Hz. Nuh’un oğlunun inkâr edenlerden olması hasebiyle onunla aynı duygu, aynı düşünce ve aynı frekansı paylaşmadığını, dolayısıyla da oğlunun onun ailesinden olamayacağını ifade buyurmaktadır.
Arapça’da مَرْءٌ erkek, مَرْأَةٌ ve اِمْرَأَةٌ kadın demektir. Kur’ân-ı Kerim Hz. Nuh ve Hz. Lut’un kadınlarının kâfir olduğunu anlattığı âyette اِمْرَأَةٌ kelimesini kullanmaktadır.7 Zira bu iki kadın Hz. Nuh ve Hz. Lut’a zevce olamamış, onlarla bütünleşememiş, aksine onlara hıyanet etmişlerdir. Dolayısıyla bu kadınlar, Kur’ân’da اِمْرَأَةٌ kelimesiyle ifade edilmişlerdir. Gerçi Kur’ân, Hz. İbrahim’in hanımı Hz. Sâra için de aynı kelimeyi kullanır8 ama orada farklı bir nükte söz konusudur.