Hâsılı, sebeplere riayet ile (fiilî dua), kavlî dua arasında bir çelişkiden ya da bir ayırımdan bahsetmek mümkün değildir. Onlar birbirlerini tamamlayan iki unsur ve bir vâhidin iki yüzünden ibarettir. Onun için meseleyi tek yönlü ele alıp, ifrat ve tefritlere girmenin de bir anlamı yoktur. Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatını doğru anlama ve yorumlama bu türlü ifratlara, tefritlere girmemenin yegâne yoludur.
Hakikat-i Ahmediye ve Hakikat-i Muhammediye
Hakikat-i Ahmediye ve Hakikat-i Muhammediye, tasavvuf dünyasının enginliklerine açılabilen kimselerin, belli bir mesafe aldıktan sonra anlayabilecekleri iki kavramdır. Çok küllî hakikatleri ihtiva eden bu iki kavram hakkında öteden beri tasavvuf erbabı farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Önemine binaen fakir de bu kavramlar hakkında sentez mahiyetini taşıyan bir değerlendirmede bulunmak istiyorum. Hiçbir tasnife tâbi tutmadan, aklıma geldiği çerçevede bunları ele alacak ve arz etmeye çalışacağım.
Hakikat-i Ahmediye:
1. Kader plânında değerler üstü değere sahip bir mânâ ifade eder.
2. Ahmed, berzahî mânâda Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait bir isimdir.
3. Nahiv kaideleri itibarıyla gayr-i munsariftir ve âmiller onun üzerinde müessir değildir. Bu espriye binaen hakikat-i Ahmediye varlığın değerlendirilmesi adına bir “sâbite”dir.
4. Allah Resûlü’nün gerçek peygamberlik cevheri, Ahmediye kaynağında bulunmaktadır. Dolayısıyla da gerçek peygamberlik misyonunu onda aramak lâzım gelir. Bundandır ki, Efendimiz’in peygamberliği, vefatından sonra da bu kaynak itibarıyla devam etmektedir.