İşte Rabbü’l-âlemîn hakikati bu açıdan ele alınıp değerlendirilebildiği takdirde, ilim kuşağı, bir mârifet kuşağı olacak ve eşya da bir kitap haline gelecektir.
Eğer beşer, Cenâb-ı Hakk’ın ve Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın ona bakışı açısından kendine bakabilse ve Kelâmullah’ı bu şekilde bir kere olsun tetkik edebilseydi, bugünkü hâlinden çok daha başka bir keyfiyette olacak ve ilâhî kelâmı bugün anladığından çok daha farklı şekilde anlayacaktı.
O Allah ki, insanı rahmetiyle yaratmış ve yine rahmet eseri olarak, Kur’ân’la insanın imdadına koşmuştur. Ve yine, Rahmân suretinde bezediği insanı,13 rahmetinin mevce mevce coştuğu Kur’ân’ına muhatap kılmıştır. İşte bu zaviye ve seviyeden insan, kendini ve kendisine gönderilen Kitab’ı tetkik edip inceleseydi, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem): لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا وَلَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا“Eğer bildiğimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız.”14 ifadesi ve bir başka yerde de: “Ne kadar isterdim, insan olacağıma bir odun parçası olsaydım!”15 ifadesindeki, mükellefiyetin ağırlığını omuzlarında hissedecek, utancından ve mahcubiyetinden dolayı kaçacak yer arayacaktı. Evet, sıfât-ı ilâhiye semasından ve esmâ-i ilâhiye burcundan kendisine bakış, insanı bu hâle getirecektir. Ama bu da his ve duygularla Kur’ân’a bir gavvas gibi dalmak veya Kur’ân’ın yıldızları arasında pervaz edip kanat çırpmakla mümkündür.
Dipnotlar
- 13 Bkz.: ed-Dârakutnî, es-Sıfât 1/36; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 12/430.
- 14 Buhârî, küsûf 2; Müslim, küsûf 1.
- 15 Tirmizî, zühd 9; İbn Mâce, zühd 19; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/173.