İçeriğe geç

رَب kelimesi masdardır. Allah öyle terbiye edicidir ki, O’nda terbiyenin dışında bir şey göremeyiz. Tabiri caizse sanki O terbiyenin ta kendisidir. İnsan da terbiyede öyle yakınlık kazanmalı ki, âdeta terbiyenin ta kendisi olsun. Onu terbiye anlayışı içinde âbideleştirmek istedikleri zaman bu âbideye kim bakarsa baksın “Vallahi bu terbiye anlatıyor.” demelidir. Onun içindir ki terbiyede en ileriye giden Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) sadece kulluğuna bakan kimse O’nda âdeta Allah’ı müşâhede ederdi. Şu söz O’nun için söylenmiştir: يَا مَنْ إِذَا سَجَدَ تَجَلَّى اللّٰهُ فِيهِ“O Nebi ki secde ettiği zaman secdesinde Allah zuhur eder.” O Allah’ı öyle tazim, öyle tekrim eder ki, O’nun o vaziyetine bakan “Allah var ve O’nun kalbi Allah’ın elinde tir tir titriyor!” derdi.

İşte insan böyle bir terbiye ile yetiştirilirse, terbiyenin kendisi hâline gelebilir. Geldiği zaman da, en küçük daireden en büyük daireye kadar onun tesir ve atmosferi kendini hissettirir. Aile ve cemiyet bu anlayışa yavaş yavaş da olsa alışır ve bütünleşir. Bu durumda, söylenen sözler mâkes bulur, teklifler hüsnü kabul görür. Ve insan kendi mahiyetinde tezahür ve tecellî eden bütün Esmâ-i İlâhiye’ye tam ve câmî bir ayna olarak yaratılış gaye ve pâyesine erer. Zaten Cenâb-ı Hak, Kendisini insanda görmek için onu yarattı.35 İnsan, tam mânâsıyla O’nun isimlerine ayna olursa hakikî yakınlığı kazanmış ve böylece Cenâb-ı Hakk’ın terbiyesine kavuşmuş olur.

124