Kulluk, beşerin fıtratında vardır. Allah (celle celâluhu), insanı yaratırken, kul olacak fıtratta ve kıvamda yaratmıştır. Ancak beşer çok kere bunu kötü ve yanlış yere kullanmıştır. Taş, ağaç, yıldız, ay ve güneş gibi ibadete asla liyakatı olmayan, Allah’ın mahluku, âciz, zayıf varlıkları kulluk mihrabına dikmiş ve böylece, ulvîlerin ulvîsi kulluk makamından, süflîlerin süflîsi şirk ve küfür derekesine düşmüştür. Aslında bu netice dahi bize, biraz evvel söylediğimiz hakikati anlatıyor; kulluk, fıtratta var olan bir duygudur. İnsanların hakikî Mâbud’u bulamadıklarında, bir sürü mâbudlar uydurarak onlara baş eğmeleri, bu tabiî hâlden sapmaktan başka bir şey değildir.
Hâlbuki fıtrat dini olan hanîfiyetin büyük önderi Hz. İbrahim, Kur’ân’ın ifadesi içinde, bütün sebep ve vasıtaları ayaklar altına alarak, Allah’a yükselmenin yol ve usûlünü göstermektedir. O, parıl parıl parlayan ve insana göz kırpan yıldızların mâbud kabul edilemeyeceğini, yine onların batıp kaybolmasıyla ilân ederken, ay ve güneşin batmasıyla da aynı hususa parmak basıyor ve batıp gidenlerin mâbud olamayacağını,19 her seviyedeki insanın anlayabileceği bir dil ve üslûpla ifade etmiş oluyordu. İşte beşer bunu idrak ettikçe, Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm): إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا“Ben, yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim.”20 deyişindeki mânânın yükseltici halkasına tutunup, nuranî helezonlarla yükselecek, kemal ve zirve noktası olan kulluğa çıkacak ve insanlığın ne demek olduğunu da, ancak bu yükselişle anlayacaktır.
Dipnotlar
- 19 Bkz.: En’âm sûresi, 6/76-79.
- 20 En’âm sûresi, 6/79.