İçeriğe geç

hakikatiyle anlatılmaktadır. Evet, beşer kendi gününü tamamladığı zaman bugünün hesabını o gün verecektir. Dünya da gününü tamamladıktan sonra orada lâyık olduğu mevkii kazanacak ve bütün zerreleriyle bâkî âlemin binasında kullanılacak ve Cennet’in bir köşe taşı olacaktır. Sen ve senin dünyan, sen ve senin milletinin dünyası, sen ve bütün mahlukatın dünyası, umumî ve hususî dünyaların birer günleri vardır. Fakat bütün bu günlerin özü ve neticesi: يَوْمَ تُبْلَى السَّرَۤائِرُ2 âyetiyle ifade edilen o günde, Allah’ın lütfu ve kahrı olarak senin önüne dökülecektir. İşte, o güne “Din Günü” diyoruz.

b. Din Günü: Dinin Zuhur Edeceği Gün

Din Günü’nün bir mânâsı da dinin zuhur edeceği gündür. Biz esas olarak Allah’a, meleklere, haşre, kitaplara, peygamberlere, kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanıyoruz. Namaza, oruca, hacca, zekâta itikat ediyoruz. İşte bütün bu inandıklarımız orada mânâ ve mahiyetleriyle zuhur edecektir. Allah’ı, şefaat dilemek ve dilenmek üzere Nebi’yi, saf saf olmuş ve çepeçevre ehl-i dalâleti sarmış hâlde melekleri ve meleklerin inişiyle göklerin şak şak olup titrediğini ve o dinin tamamıyla zuhur ettiği o günü, kader kalemlerinin yazdıklarını; kaderimizi, namazımızı, kalbî duygu ve duyuşlarımızı, orucumuzu, aç durmamızı ve ağzımızın kokusunu hatta bunun ne mânâ ne mahiyet aldığını, Allah’ın ondan nasıl hoşnut olduğunu, kısacası ahiret âlemine ait anlatılan bütün tabloları görecek ve müşâhede edeceğiz.

Evet, o gün, âyet ve hadislerle ifade edilen hakikatlerin en küçüğünden en büyük hakikat olan ulûhiyet hakikatine kadar din, bütün açıklığıyla ortaya çıkacaktır.

c. Din ve Diyanet

141