İçeriğe geç

Eğer insan unsuru, gerçekten en başta gelen bir mesele ise ve bunu bayraklaştırıp köhne fikirlerine payanda yapmak isteyenler de dedikleri ve söylediklerinde yalancı değillerse, o zaman gelin bu meseleye bir çare bulalım. Yani, on dört asır evvel bulunmuş çareyi yeniden gündeme getirelim. Zira insanı bir fazilet âbidesi hâline getirecek tek çare, o ilâhî reçeteyi aynen tatbik edip pratiğe dökmektir… Aksine başka çare aramak, sadece hastalığı müzminleştirecektir.

11. Hulâsa

Sorunun belâ ve musibetlerle alâkalı yönünü, yukarıda anlattıklarımıza ek bir fezleke ile tamamlamaya çalışalım:

Belâ, musibet, hastalık ve sakatlıklarda cüz’î bir kısım zararlar olsa bile, bunların netice itibarıyla fevkalâde yararlı oldukları söylenebilir. Zira, bazen terbiye gayesiyle çocuğumuzun kulağını çekiyor, vücudumuzu kurtarmak için kangren olmuş bir parmağı kesiyor ve icabında yılan zehirinden ilaç yapabiliyoruz ve bütün bunlara itiraz eden olmuyor. Çünkü, gelecek büyük fayda için az bir zararın işlenmesine cevaz verilmiş oluyor.

Devam edelim: Şahin, serçenin kabiliyetini geliştirir; hâlbuki zâhiren onu korkutup tedirgin etmektedir. Bazen yağmur, elektrik ve ateşten zarar görenler olabilir; fakat umumî menfaatin hatırına kimse çıkıp da ateşe, yağmura veya elektriğe lânet okumaz. Oruçta ilk bakışta beden için bir zahmet var olduğu kabul edilebilir. Ancak o, vücuda direnç ve zindelik kazandırır. Asker için de talim ve eğitimi aynı şekilde değerlendirmek mümkündür. Ya ruhumuz; o da hastalık ve musibetlerle saflaşıp berraklaşarak, neticede Cennet’e ehil hâle gelmesin mi? Böyle bir netice, hiç de küçümsenecek bir netice değildir.

Az alıp çok vermek, Allah’ın şanındandır. O, icabında gözümüzü, ayağımızı alır ama, karşılığında şehitlik verir.. malımızı alır, ahirette çok nimetlerle mükâfatlandırır; sabrettirir, karşılığında hadsiz sevaplar bahşeder.

48