Belâ ve musibetler, bazen umumîleşir. Böyle gelen belâlar, masumları da aynı kervana katar. Zira imtihan sırrı, bunun böyle olmasını gerektirmektedir. Şu kadar var ki, masumlar ahirette niyetlerine göre haşrolurlar, diğerleri de kendi niyetlerine göre. Her şeye rağmen belâ ve musibet istenilmez, ancak geldiği zaman sabredilip sineye çekilir. “Lütfun da hoş, kahrın da hoş!” diyebilmek ise, ayrı bir merhale meselesidir.
İşlenen günah ve isyanlar, belâ ve musibetlere davetiye çıkarmak gibidir. Geçmişte birçok milletlerin mahvına sebep olan da, işte irtikâp ettikleri bu cürümleridir. Bu türlü belâ ve musibetlere karşı paratoner ve koruyucu durumunda olanlar ise, kendi günahları için ağladığı kadar başkalarının günahları için de gözyaşı dökebilen ve hakikî ruh inceliğine sahip gönül erleridir.