16. Basiret ve firaset, çok az insanda bulunan vasıflardır. İleriyi görme, çevresindeki kişileri bütün hususiyetleriyle çok iyi tanıyıp keşfetme, sahip oldukları kabiliyetleri sezerek, her birini karakter ve kabiliyetine en uygun ve en verimli olabileceği sahada çalıştırma ve “olmadı, tutmadı” diyerek değiştirme ihtiyacı duymama, son derece derin ve isabetli bir kavrayış, seziş ve tanıyışın ifadesidir. Hele bu seziş ve kavrayış bütün ömür boyunca hiçbir falso göstermeden hep devam edebilmişse, o şahıs deha derecesinde bir fetanete sahip demektir. Ve hele bu meziyet bütün bir hayatı ihtiva edecek çapta şümullü ise, artık o bütün bütün harika olur. İşte Allah Resûlü’nün firaset, kiyaset ve dirayeti bu sonuncu kısma dahildir. O’ndaki bu hasletler bütünüyle harikulâdedir.
17. Asırlara ışık saçan, ilmî, fikrî, idarî, siyasî, içtimaî, iktisadî.. kısaca hayatın her alanında tüm milletlere muallimlik yapan ve medeniyetler kuran sahabe cemaatiyle birlikte, her biri Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) bahçesinin bir gülü olan Ebû Hanifeler, Şafiîler, Bistamîler, Geylanîler, Gazzâlîler, Rabbanîler, tâbiîn, tebe-i tâbiîn ve daha sonra gelen nurlu nesiller bütünüyle O Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin en reddedilmez şahitleri değil midir?