Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, hayatınızı nizam altına almak için size tekrîmen gönderilmiş bir nâme-i hümâyundur. Allah (celle celâluhu) gönderdiği bu nâmede: “Andolsun ki Biz, insanı ahsen-i takvîme mazhar olarak yarattık.”3 buyurmaktadır.
Evet, bizler Kur’ân-ı Kerim’le tekrîm edilip şereflendirildik. Zira Kur’ânsızlara Allah: “Onlar hayvanlar gibi, belki onlardan da aşağı.”4 diyor. Demek ki mücerret insanlık o şerefi ihraz etmiyor; senin şerefinin içinde, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’a sahip çıkmanın hissesi çok büyüktür.
Allah Resûlü bu mevzuda başka bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
“Kur’ân-ı Kerim’i açıktan açığa ilan eden ve onu bütün insanlığa duyurma maksadıyla okuyan insan, sadakayı açıktan açığa veren gibidir. Kur’ân-ı Kerim’i gizli okuyan da sadakayı gizli veren gibidir.”5
Nasıl ki, açıktan açığa sadaka ve zekât verilirken başkasını da teşvik düşünülür ve bu yarışmaya herkesin iştirak etmesi kastedilir. Aynen öyle de; açıktan okunan Kur’ân ile başkalarının da bu işe sahip çıkması teşvik edilmektedir. Gecenin karanlığında Kur’ân’la baş başa kalmak da, sadakayı gizli vermek gibidir. İnsan yakaladığı bu gizlilikte, Kur’ân içindeki yerini araştırır ve kendisine Kur’ân’da bir yer bulmaya çalışır. Bir mü’min için Kur’ân’da yer aramak ve kendini Kur’ân’a göre ayarlamak çok mühimdir. Mühimdir, çünkü insan bu ölçüde mü’mindir. Ömer b. Abdülaziz, Muhammed İbn Ka’bi’l-Kurazî ve daha niceleri, Kur’ân’ı hep bu mülâhaza ile sabahlara kadar tilâvet etmiş ve onun hakikî mânâ ve derinliğine ancak bu yolla ulaşabilmişlerdir.
Dipnotlar
- 3 Tin sûresi, 95/4.
- 4 Furkan sûresi, 25/44.
- 5 Tirmizî, fezâilü’l-Kur’ân 20; Ebû Dâvûd, tatavvu 25; Nesâî, zekât 6.