11. Basiretli Olma Ve Fıtrat Kanunları İle Çatışmama
Tebliğ ve irşad adamı, fıtrat kanunlarıyla kat’iyen çatışmamalı; tebliğ ve irşadında hep basireti esas almalıdır. Zira fıtrat, tekvînî âyetlerle tespit edilmiştir. Öyleyse insanlara sunulacak teklifler, tespit edilen bu kanunlar nazar-ı itibara alınarak sunulmalıdır. Yani tebliğde, insanın yaratılıştan getirdiği bazı hususiyetler nazara alınmalı ve söylenecek sözler bu ölçü ve prensipler içinde söylenmelidir. Aksi hâlde söylenen sözler ne kadar çarpıcı, ne kadar göz kamaştırıcı da olsa, muhatabımız tarafından kabul görmeyebilir. Çünkü o, bütün bunları ya hiç anlamaz veya fantezi ve ütopik bulur.
Bu hususu biraz açmakta fayda var. Meselâ; her insanda sevme ve muhabbet etme duygusu vardır. Bu duyguyu hiç yokmuş gibi görmezlikten gelmek yanlıştır.. ve insanlara “Sevmeyin!” denmemelidir. Zaten dense de, hem faydası olmaz hem de böyle bir teklif hakikat açısından doğru değildir. Oysaki mürşit ve mübelliğ, muhatabında potansiyel olarak var olan bu muhabbeti, yapacağı telkinlerle müspete kanalize etmeli; ona fani ve geçici mahbuplara bedel, sermedî ve daimî bir sevgiliyi sevmesini öğretmelidir. Zira ondaki bu muhabbet duygusu, fanilere sarf edildiğinde bir belâ olmasına mukabil, Allah’a (celle celâluhu) tevcih edildiğinde, insanın o istikamette kanatlanıp pervaz etmesinin vesilelerinden biri hâline gelebilir. Demek ki, “Sevmeyin!” değil; “Sermedî ve daimî bir mahbubu veya her şeyi O’ndan ötürü sevin!” demek doğru. Evet, böyle olunca, O’ndan dolayı diğer mahlukatı sevmek de mahzursuz olur. Buna Yunus diliyle: “Yaratan’dan ötürü yaratığı sevmek” denir.