7. İman Ve Nifak Bağlamında Tebliğ
Mü’min, hak ve hakikat adına içinde yaşadığı topluluğa, en yakın çevre ve daireden başlayarak fazilet dersi veren insandır. Bu onun mü’min olmasının zarurî bir neticesidir. Bir bakıma, Müslümanların onun elinden ve dilinden emin olmaları bu neticeyi doğurur.1 Diğer taraftan bütün Müslümanlar, hadisin ifadesiyle bir organizma bütünü gibidirler.2 Organizmayı meydana getiren uzuvlardan birinde bir arıza meydana geldiğinde, bütün vücutta bir inilti ve ızdırap duyulur. Aynı zamanda uzuvların teker teker arızasız ve kusursuz oluşu, bütün bir vücudun da arızasız ve kusursuz oluşunu netice verir. Öyle ise mü’minlerin birbirlerinin dertleriyle dertli ve lezzetleriyle mütelezziz olmalarından daha tabiî ne olabilir ki!..
Evet, onlar, bir vücudun uzuvları gibidirler. Hele bu elem veya lezzet ebedî âlemi ilgilendiriyorsa, mü’min nasıl olur da kardeşinin Cennet’e veya Cehennem’e gitmesine karşı bigâne kalabilir? Onun içindir ki mü’minin, bir başka mü’mine karşı bu kudsî vazifeyi, yani “emr-i bi’l-mâruf nehy-i ani’l-münker” vazifesini yapması onun mü’min olmasının ayrılmaz lâzımıdır. İşte bu mânâya işaret içindir ki Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin velileridirler. İyiyi emreder, kötülükten alıkorlar. Namaz kılar zekât verir, Allah’a ve peygamberine itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakîmdir.”3
Evet, ister erkek, ister kadın bütün mü’minler birbirlerinin dostudur. Bu dostluğun muktezası da, Allah’ın hoşgördüğü mârufları emredip, çirkin gördüğü münkerattan da birbirlerini sakındırmalarıdır. Zaten dost dosta başka türlü de davranamaz.
Dipnotlar
- 1 Bkz.: Buhârî, îmân 4, 5; Müslim, îmân 64-65.
- 2 Bkz.: Buhârî, edeb 27; Müslim, birr 66.
- 3 Tevbe sûresi, 9/71.