Ancak mü’min bunları yaparken kendini de unutmaz. İslâm’ı önce kendi içine sindirir, onu tabiatının bir yanı hâline getirir; namazını dosdoğru kılar, zekâtını tastamam verir ve her meselede Allah ve Resûlü’ne itaat eder. Cemiyet içinde herkes böyle olunca da zaten cemiyet kendiliğinden nizam ve intizama girmiş olur. O cemiyeti ve cemiyeti meydana getiren fertleri, rahmet bütün enginliği ile kuşatır ve onun çevresinde Rahmânî bir atmosfer hâsıl olur.
Bu ulvî mazhariyetin tam karşısında da muhlis mü’min-lerin tam mukabili olan münafıkları Kur’ân şöyle resmeder:
“Münafık erkek ve münafık kadınlar da birbirlerindendir. Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar ve cimrilikte bulunurlar. Onlar Allah’ı unuttular (bu yüzden) Allah da onlara unutma muamelesinde bulundu. Doğrusu münafıklar, fasıkların ta kendileridir.”4
Görüldüğü gibi, âyet münafıklar için “dost” tabirini kullanmıyor ve sadece birbirlerinden olduklarını haber veriyor. Çünkü münafıklar arasında hiç kimseye karşı dostluk söz konusu değildir. Onları birbirine bağlayan tek bağ menfaattir. Menfaatlerine zerre kadar zarar gelecek olsa, hemen aynı gruplar arasında kıyasıya vuruşma başlar. Onun için âyet, gayet veciz ve mucizevî bir ifade ile onların ruh hâletlerini ele verir ve “Bazısı, bazısından” der. Yani onların hepsi de aynı habislerdir.
Dipnotlar
- 4 Tevbe sûresi, 9/67.