İçeriğe geç
14. Bölüm

3. Kur’ân – Gönül İlişkisi

Tebliğ insanının gönlü Kur’ân’a göre ayarlanmalıdır. Kur’ân bu hususu ifade ederken şöyle buyurur:

إِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

“Bu Kur’ân, kalbi ona açık olanlar ve gözünü Kur’ân’a dikip ona kulak verenler için bir öğüttür.”1

Evet, Kur’ân bir nasihat, bir hatırlatma, bir zikir ve bir uyarıcıdır. Ne var ki Kur’ân’ın bu yönlerinden istifade edebilmek için, gönüllerin ona karşı açık olması şarttır. Gönlün açık olabilmesi için de, her insanın gözünü Kur’ân’a dikmesi ve kulağını Kur’ân’a vermesi gerekir. İşte bu, bütünüyle Kur’ân’a yönelmek demektir ki, başka türlü de istenen ölçüde Kur’ân’dan istifade edilmesi imkânsızdır. Çünkü tavrını bu istikamette ayarlayamayan bir insanın bakışı, Kur’ân’ın, o ışıl ışıl yanan mucizevî yönünü kat’iyen göremez. Göremeyince de, onun nazarında, Allah kelâmıyla herhangi bir beşer kelâmı arasında fark kalmaz.. ve artık düşünce seviyesi bu derekeye düşmüş bir insanın Kur’ân adına yapacağı hiçbir şey yoktur; olamaz da. Onun içindir ki: ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ“Şu kitapta şüphe yoktur.” denildikten sonra: هُدًى لِلْمُتَّقِينَ “O, Allah’tan korkanlara hidayettir.”2 buyrulur. Kur’ân, Allah’ın kelâmıdır, bunda şüphe yok. Fakat o Kur’ân’dan ancak müttakiler istenen ölçüde istifade edebilirler. Müttaki, şeriat-ı fıtriyeyi en iyi bilen insandır. Laubali insanın müttaki olamayacağı gibi, onun Kur’ân’dan istifadesi de düşünülemez. Zira onun kalbi artık ölmüştür. Bir âyet, bu tip insanların Allah Resûlü’ne karşı tavırlarını şöyle özetler:

…يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَأَوْلٰى لَهُمْ
112